LOST - 3x22&23

LOST“, yine akıllarda onlarca soru işareti bırakarak bir sezonu daha kapattı. Final bölümünün detaylı özetini yazının devamında okuyabilirsiniz.

3×22Bir el görüyoruz, plastik bardakta içki tutan el. Daha sonra anlıyoruz ki bu Jack’in eli ve Jack’i görüyoruz; saç sakal birbirine karışmış vaziyette, baygın ve bitkin bakıyor. Bir Jack-flashback’indeyiz! Yanından geçen hostesten bir bardak daha içki istiyor, hostes ise onu nazikçe reddediyor ve 20 dakika sonra inişe geçeceklerini söyleyerek Jack’e okuması için bir gazete veriyor, kemerini bağlaması için de uyarıyor. Hostes uzaklaşırken, Jack gazetede, bizlerin göremediği bir haberi okuyup çok şaşırıyor.

Sonraki sahnede Jack’i araba kullanırken görüyoruz. Arabayı kenara çekiyor, uçaktayken baktığı ve gazeteden kestiği haberi tekrar çıkartıp bakıyor, ardından ağlamaya başlıyor ve çaresizce birini arıyor, ancak aradığı kişi her kimse telefona cevap vermiyor. Ardından Jack arabadan çıkıyor ve kenara park ettiği köprüde parmaklıklara çıkarak intihar etmeye hazırlanıyor… derken arkasından bir araba geçiyor ve iki saniye sonra araba çarpma sesi, yangın sesi ve bir çocuğun annesine acı içinde seslenmesini işitiyoruz. Jack dönüp bakıyor ve intihardan vazgeçiyor.

Adada, kampta, Jack’i ve diğer herkesi yolculuğa hazırlanırken görüyoruz. Jack Kate’le kısa bir selamlaşmanın ardından Sayid’i buluyor ve ikisi konuşuyorlar. Sayid Jack’le plânını paylaşıyor ve Bernard’la Jin’in kendisiyle kalıp silah tutacaklarını söylüyor. Ardından Sayid, Jack’e, her ne olursa olsun yola devam etmesini ve bütün kazazedeleri radyo kulesine götürmesini söylüyor ve yiğitlik yaparak “Oraya gittiğinizde kurtulacaksanız, hayatımı vermeye razıyım” diye ekliyor. İkisi doğruluyorlar ve vedalaşıyorlar. Bernard ve Rose’u buluyoruz, onlar da vedalaşıyorlar. Rose elbette Bernard arkada kalıp atış yapacağı için endişeli. İkisi sarılıyorlar. Danielle’i buluyoruz, kucağında bebekle ilgilenmekte olan Hurley’i seyrediyor, Hurley’nin hemen yanında da Claire hazırlanıyor. Ama Claire de elbette Charlie’den ötürü endişeli, Hurley onu Charlie’nin iyi olduğu konusunda teselli ediyor. Jin ve Sun’ı buluyoruz, onlar da vedalaşıyorlar. Jin, Sun’ın hamileliğinden ötürü ona Jack’in yanından ayrılmamasını ve yorulduğu anda dinlenmesini söylüyor. Sun da Rose gibi Jin’in kalıp atış yapmasından endişeli, ağlıyor ve Jin’le ikisi sarılarak öpüşüyorlar – kaderleri böyle! Juliet’le Naomi’yi buluyoruz, Naomi telsiz telefonunu çalıştırmayı denemekle uğraşıyor. Jack en sonunda herkesi topluyor ve yolculuklarına başlıyorlar, artlarında Sayid, Jin ve Bernard’ı bırakarak.

Sonraki sahnede kazazedeler, Jack ve Danielle’in önderliğinde yolculuklarına devam ediyorlar. Bu sırada Naomi Jack’in yanına geliyor ve ona adada olmadan önce ne iş yaptığını soruyor. Jack doktor olduğunu söylüyor. Bunun üzerine Naomi Jack’i bir şey söylemek için durduruyor – tabii Juliet de duruyor. Bunu fark eden Naomi ondan rahatsız olduğunu “O iyi mi? Çünkü arkadaşlarından hiçbir ona güvenmiyor” diyerek belirtiyor. Juliet bunu duyunca Jack’e işi bittiğinde tekrar gruba yetişmesini söyleyerek yanlarından ayrılıyor. Juliet gittikten sonra, Naomi niyetini belirtiyor; eğer kendisi ölecek olursa diye Jack’e telsiz telefonunu nasıl çalıştıracağını anlatıyor.

Charlie’yi Ayna ambarında, kendisini ele geçiren iki Dharma’cı kızın işkencesi altında görüyoruz. Ağzı burnu kan içinde. Kızlardan biri Charlie’ye kim olduğunu soruyor, öteki kız da Charlie’nin o ambara nasıl geldiğini soruyor. Charlie onlarla dalga geçiyor ve dayağı yiyor. Kızlar aralarında tartışıyorlar, dayak atmayan kız, atan kıza sakin olmasını söylüyor. Dayak atan kız Charlie’nin neden bu ambara geldiğini ve burayı nasıl bulduğunu soruyor. Charlie de açık bir biçimde Juliet’in söylediğini ifade ediyor ve onun artık kendilerinden biri olduğunu belirtiyor. Kızlardan biri Ben’i aramaları gerektiğini söylüyor. Ardından iki kız ufak bir odaya giriyorlar, kapıyı açık bırakarak ve Charlie açık kapıdan içeriyi görüyor; aynı Desmond’un belirttiği gibi sarı yanıp sönen bir ışık var: Bu ışık, mesajları bloke eden sistemi devre dışı bırakacak düğmenin ışığı!

Ben’i Ötekiler’in kampında, kendi çadırında görüyoruz. Masasında oturmuş hararetli bir biçimde bir deftere yazı yazmakta. Masadaki telsizden kesik bir kadın sesi geliyor. Ben sesi duyarak telsizi eline alıyor ve karşı tarafa cevap veriyor. Kız sesi Ben’e kendisini duyup duymadığını soruyor. Ben telsizle dışarı çıkıyor ve dışarıda, Richard’la Mikhail’i bir masada satranç oynarken buluyoruz. Ben telsizdeki kıza neden telsiz bozucuyu devre dışı bıraktığını soruyor, kız da “Onlardan biri burada” diyor. Ben buna inanamıyor, kız onu bağladıklarını söylüyor. Ben kim olduğunu soruyor, kız ise adamın kim olduğunu söylemediğini belirtiyor. Charlie’nin telsizden “Ben Charlie’yim! Selamımı söyleyin!” diye bağırışını duyan Ben, “İstasyonu nereden biliyormuş?” diye soruyor, oldukça tedirgin ve bir o kadar da aklı çıkmış bir biçimde. Kız, Juliet’in adını söylüyor. Bu anda Ben’in oldukça hüsrana uğradığını anlıyoruz. Ardından “Hiçbir şey yapmayın, yardım gönderiyorum” diyor ve Mikhail’e dönüp “Aynaya gidip Charlie’nin ne aradığını bulmanı istiyorum” diye talimat veriyor. Mikhail Ben’in kendilerine daha önce Ayna’nın çalışmaz olduğunu söylemişliğini hatırlatıyor, güya Ben ekibine Ayna’nın suya gömüldüğünü söylemiş. Ben yalan söylediğini istemeden de olsa kabul ediyor ve Mikhail’e hemen gitmesini söylüyor. Mikhail gideceğini söylüyor ve ekliyor: “Juliet onlara Ayna’dan bahsetmişse kim bilir başka neler ötmüştür…” diyor. Bu noktada Ben apışıp kalıyor. Mikhail giderken Ben telsizin frekansını değiştiriyor ve Ryan’la iletişime geçiyor. Ryan’ı bizim kazazedelerin kampına yakın çalılıkların arasında dürbünle etrafı gözetlerken buluyoruz. Ryan’a göre dürbünden her şey normal ve sıradan gözüküyor. Yanında Friendly ve başka Ötekiler de var. Ryan Friendly’e, herkesin telsizinin kapalı olup olmadığını soruyor, Friendly de “Evet efendim, kapalı” diyor. Yanlarına Öteki bir kadın geliyor ve üç tane çadırın işaretli olduğunu bildiriyor. Dinamitlerden birini görüyoruz, hemen ilerisinde ise gizlenmiş Sayid’i, elindeki tüfeği dikkatli bir biçimde tutuyor. Jin’i görüyoruz, o da saklanmış, silahını tutmakta. Ötekiler yavaş yavaş kazazedelerin kampına giriyor. Bernard’ı görüyoruz, Ötekiler’i gözetlemekte. Nişan alıyor ve bekliyor. Ötekiler çadırlara iyice yaklaşıyor. Sayid dinamitlerden birine ateş ediyor ve dinamit patlayarak Ötekiler’in bir kısmını havaya uçuruyor. Bernard da Tanrı’ya dua ederek öteki dinamitlerden birini patlatıyor, bununla birlikte bir grup Ötekiler daha havaya uçuyor. Jin son dinamitleri vurmaya çalışıyor, ancak başarısız oluyor. Böylece karşılıklı silah sıkmaca başlıyor. Jin saklandığı yerden çıkıyor – derken Ryan arkasından onun kafasına vurup rehin alıyor. Bernard olduğu yerden ayrılıp ormanda kaçmaya çalışıyor, ancak o da çok geçmeden Friendly tarafından yakalanıp yere devriliyor ve tekmeyi yiyor. Geriye bir tek Sayid kalıyor ve o da yakalanıyor.

Jack ve diğer kazazedeler bir tepelikte durup karanlıkta sahilden yükselen iki kara dumana bakıyor. Jack tedirgin, bunun sebebini de Rose açıklıyor: “Üç patlama olması gerekiyordu!” Ardından Kate Jack’e tedirgin ve korkmuş bir biçimde bakarak, “İşe yaramadı,” diyor.

Jack’in flashback’inde, onu bir doktor tarafından alnındaki yara dikilirken buluyoruz. Bir hastane odasında. Hemşire ona bir kahraman olduğunu söylüyor, ancak Jack bununla ilgilenmiyor bile – kaza yapan kadının durumunu soruyor. Hemşire iyi olduğunu, Jack’in o köprüde olmasının bir mucize olduğunu söylüyor. Bu sırada odanın kapısı açılıyor ve Jack’in eski karısı Sarah hamile bir biçimde odaya giriyor. Hemşire Sarah’ya odaya giremeyeceğini söylüyor ve Jack, onun eşi olduğunu belirtiyor. Hemşire onları baş başa bırakıyor. İkisi konuşuyorlar ve Sarah “Yine mi içiyordun?” diye soruyor. Buradan da anlıyoruz ki Jack uzun bir süredir alkol kullanıyor. Sarah Jack’in bu avare halinden haberdar. Sarah odadan çıkıyor.

Tekrar adada, Jack ve grubunun yanındayız. Durumu değerlendiriyorlar. Jack olumlu yönden bakıp Sayid, Bernard ve Jin üçlüsünün durumu hallettiklerini söylüyor, Sun da o zaman orada bekleyebileceklerini söylüyor. Jack bekleyemeyeceklerini söyleyince de Rose’dan azarı yiyor. Jack grubu teselli etmeye çalışıyor. Grup ilerlemeye devam ediyor, bu sırada Naomi telsiz telefonunun bağlanmasını bekliyor ancak yine bağlanmıyor.

Ayna ambarındayız. Kadınlar Charlie’yi sorgulamaya devam ediyorlar. Charlie ne için geldiğini anlatıyor. Kızlardan biri Charlie’nin yapması gereken sinyali kapatma görevi için “Kodun ne olduğunu biliyor musun?” diye soruyor. Charlie’nin koddan haberi yok tabii. Kız bir kod olduğunu ve bununla sinyalin durdurulabileceğini, kodu da kendisinin, öteki kızın ve bir de Ben’in bildiğini belirtiyor.

Ben Ötekiler’in kampında Friendly ile telsizden konuşuyor ve Friendly, ekipteki öteki elemanların hepsinin öldüğünü söylüyor. Ayrıca Jack ve kazazedelerin kampı terk ettiğini belirtiyor. Ben Jack ve grubunun nereye gittiğini soruyor, Friendly ise ekipten insanların öldüğünü yineliyor. Ancak bir de iyi haberleri var: Kazazedelerden üç kişiyi rehin aldılar ve bu üç kişi Ötekiler’in geleceğini biliyordu. Ben bilgi sızdıranın Juliet olduğunu söylüyor. Ardından Ryan, bizim üçlüyü tehdit ediyor ve Bernard en sonunda baklayı ağzından çıkarıyor; Jack’in kazazedelerle birlikte radyo kulesine doğru yol aldığını söylüyor. Ben Juliet’in yarın gece geleceklerini bildiğini söylüyor, bunun üzerine de Bernard, Karl adında bir adamın gelip onları uyardığını söylüyor. Ben durumu çakıyor: Alex, Karl’ı durumdan haberdar etti ve kazazedeleri uyarması için gönderdi. Friendly rehineleri öldürüp öldürmemeleri gerektiğini soruyor, Ben öldürmemelerini, çünkü onların ancak rehineyken değerli olduklarını söylüyor.

Ertesi gün Ben bir harita üzerinde birkaç çizim yapıyor. Richard radyo kulesine mi gideceklerini soruyor, Ben ise sadece kendisinin gideceğini söylüyor, Richard’ın geri kalan Ötekiler’i tapınağa götürmesini belirtiyor. Sonra Ben yerinden kalkıp hazırlanıyor ve Alex ona nereye gittiğini soruyor, Ben de Jack ve ekibini bulmaya gittiğini söylüyor, Alex de gelmek istiyor ve şaşırılacak gibi Ben Alex’in gelmesine itiraz etmiyor, hatta her şeyi bildiğini ima eder gibi “Karl’ı görmek istiyorsun, öyle değil mi? O zaman gelebilirsin” diyor.

Ormanda Jack ve ekibinin mola verişini izliyoruz. Kate Sawyer’ın yanına gidiyor ve onun tuhaf davranışlarını soruyor, Sawyer ise pek fazla ser verip sır vermiyor.

Denizde, Charlie’yle Desmond’un bulundukları sandalda bir tek Desmond’u görürüz, baygın bir halde. Mikhail sahilden ateş ediyor ve Desmond Ayna ambarına dalıyor, Charlie’yle karşılaşıyorlar ve Charlie ona hemen saklanmasını söylüyor, bu sırada da yine dayak yiyor.

Jack’in flashback’inde onu, kaza yapan kadının odasında bir listeyi incelerken görüyoruz. Genç bir doktor geliyor ve Jack’le sohbet ediyor, Jack’in kahraman olduğu mevzusu burada da geçiyor.

Adada, tepelikte Jack ve ekibi ilerlerlerken Sawyer kampa geri döneceğini söylüyor, Kate de onunla gelmek istiyor ancak Sawyer onu reddediyor ve Juliet’i, silahların nerede olduğunu bildiği için yanında götürüyor.

Ayna ambarında, Charlie tehdit edilmeye devam ediyor. Bu sırada kızlardan biri ambardaki bir dolaba gidiyor, Desmond’un saklandığı dolaba. Tam bu sırada ambardaki sudan Mikhail çıkıyor ve Charlie’nin yalnız olmadığını söylüyor. Charlie hemen ambarla ilgili birkaç bilgi sızdırıp Mikhail’i kızlara karşı kışkırtıyor. Mikhail bunun üzerine ambardaki odadan Ben’le görüşüyor. Ben’i açıklık bir alanda Alex’le giderken görüyoruz. Ben Mikhail’e durumu açıklıyor ve Charlie’yi, öteki iki kızı öldürmesini söylüyor.

Sahile geri dönüş yolunda Sawyer ve Juliet konuşuyorlar ve Juliet, Ötekiler’in kendisine de fazla bir şey söylemediklerini açıklıyor. Hemen ardından da silahların yerini bilmediğini, bu yalanı da Jack’in kendilerine izin vermesi için söylediğini belirtiyor. Hurley geliyor ve onlara yardım etmek istiyor, Sawyer bunu da geri çeviriyor.

Ben ve Alex yolda mola verdiklerinde, Ben nereye gideceklerini söylerken Alex onun kendisine neden gelmesi için izin verdiğini soruyor, Ben de onu Jack’in grubuna teslim edeceğini söylüyor, Alex’in kendisine ihanet ettiğini belirtiyor. Alex de kendisini savunuyor ve Karl’a kötü davranıldığını söylüyor. Ben bunun sebebinin, Karl’ın Alex’i hamile bırakmaması için olduğunu açıklıyor. Alex Jack’in grubunu rahat bırakmasını söylese de, Ben bunu yapamayacağını söylüyor ve yollarına devam ediyorlar.

John Locke, Dharma çukurunda cesetlerden birinin silahını buluyor ve içindeki kurşunları görerek kendini vurmak istiyor… derken Walt’un sesini duyuyor ve başını kaldırıp baktığında Walt’u çukurun tepesinde buluyor. Walt ona yapmamasını söylüyor, Locke çaresiz bir biçimde tekrar felç geçirdiğini söylüyor, ancak Walt onun hâlâ yürüyebileceğini belirtiyor ve Locke’un yapması gereken önemli bir iş olduğunu açıklıyor.

3×23Jack ve tayfası yolculuklarına ormanda devam etmekteler. Kate durup ayakkabısını silkelerken Jack yanına yaklaşır ve Sawyer’ın aslında öyle demek istemediğini söyler, Jack Kate’e güvende olması için gelip kendisini kurtarmamasını söylemiştir ve Sawyer o zamandan beri Kate’in güvenliğini sağlamaktadır. Kate Jack’in neden böyle bir mevzu açtığını sorunca da, Jack Kate’i sevdiğini söyler.

Jack’in flashback’inde onu çılgın bir biçimde araba kullanarak bir cenaze binasına girerken görürüz, ancak cenazede kimse yoktur ve kapalı bir tabut cenazenin orta yerinde başıboş beklemektedir. Jack cenazenin önüne gidip birkaç dakika durduktan sonra binadan ayrılır. Binanın adı “Hoffs / Drawlar” da diziye katılan anagramlardan biri. :) Ayrıca cenaze, Jack’in gazetede okuduğu haberde bahsedilen kişinin cenazesidir.

Adada, radyo kulesine giden yolculukta, Jack ve ekibi yürüyüşlerine devam ederlerken Ben ve Alex’le karşılaşırlar. Ben Jack’i özel bir konuşmaya davet eder.

Ayna ambarında, Mikhail, Ben’in kendisine verdiği emri uygulayarak kızlardan birini öldürür, ötekini de bacağından vurur, ancak kızı tam vurmak üzereyken Desmond saklandığı dolaptan çıkarak Mikhail’i zıpkınla göğsünden vurur. Ardından Desmond tam yaralı kızı vuracakken, Charlie kıza ihtiyaçları olduğunu söyler.

Jack ve Ben konuşmak üzere grubun yanından ayrılırlar, bu sırada Jack’in flashback’ine döneriz ve onu bir markette ilaç alırken buluruz, ancak kasiyer kız Jack’e istediği ilacı vermeyi reddeder, Jack etrafı devire devire marketten ayrılır. Tekrar Jack’le Ben’in konuşmasına geri döneriz ve Ben her şeyi bir bir anlatmaya başlar: Zamanında Ötekiler’le Dharma arasında yaşanan olayı ve sonrasında 40 kişinin öldüğünü anlatır ve tarihin tekrar edeceğini, zamanında Ötekiler’in Dharma’yı öldürdüğü gibi eğer şimdi Jack Naomi’nin telsiziyle dışarı arama yapacak olursa, Naomi’nin ekibi gelip adadaki herkesi öldürecektir. Jack telsiz telefonu vermeyi reddeder, Ben de Jack’ten kendi telsizini geri ister ve onun duymak isteyeceği bir şey olduğunu söyleyerek onu, Bernard’ın, Sayid’in ve Jin’in hayatlarını tehlikeye atarak tehdit eder; eğer Ben’in ekibi kendisinden 1 dakika içinde bir cevap alamazlarsa, üçlü ölecektir! Jack telsiz telefonu vermeyi reddeder ve telsizden üç el silah sesi duyulur. Bunun acısıyla Jack Ben’i yere devirip onu döver ve Friendly’e, onu öldüreceğini söyler.

Ayna ambarında, Charlie ve Desmond yaralı kızı konuşturmayı denerler. Kız “Beach Boys” adlı şarkının adını verir ve der ki; “Sinyali durdurmak için bir klavye var ve bu klavyedeki rakamlar aslında birer nota. Eğer şarkının melodisini çalarsanız sinyal durur.”

Jack Ben’i grubunun yanına getirir ve Ben yere devrilir. Burada Ben, Alex’e annesinin Danielle olduğunu açıklar ve anne-kız arasında dramatik anlar olur.

Sahilde Ötekiler hâlâ nöbet beklemektedirler. Sawyer ve Juliet onları çalılıklardan gözetlemektedir. Bir anda Hurley Dharma minibüsüyle çıkıverir ve Ötekiler’den birine çarparak öldürür. Diğer bir Öteki’yi Sayid boynunu kırarak öldürür, sonuncu olanı yani Friendly’i de Sawyer silahla vurur.

Jack’in flashback’inde onu hastanede ilaç çalarken görürüz. Bir doktor Jack’in durumunun kötü olduğunu, çok alkol aldığını ve daha kötüleşeceğini söyler. Burada Jack “Neden ne kadar içki içtiğimi yukarı kattan babamı çağırıp sormuyorsunuz?” der. Doktor yine de yardım etmek ister, ancak Jack bunu reddeder.

Adada, Jack ve ekibi yolculuğa devam ederlerken, Hurley telsizden Ötekiler’i alt ettiklerini, Jin, Sayid ve Bernard’ın iyi olduğunu belirtir.

Ayna ambarında, Charlie Desmond’a dalgıç takımlarını hazırlamasını, kendisinin kodu girerek sinyali durduracağını söyler. Ardından ufak odaya gidip kodu girer ve sinyali durdurur – derken Penelope’den bir video görüşmesi gelir ve Penelope, Naomi’den haberi olmadığını, kendisinin bir botta beklemediğini söyler ve Desmond adını duyunca çok mutlu olur. Desmond bu sırada takımları hazırlarken Mikhail’in ortadan kaybolduğunu fark eder: Mikhail dışarı çıkmış ve Charlie’nin bulunduğu odadaki camın önüne gelmiştir ve elinde bir el bombası vardır. Bombanın pimini çekerek patlatır, Charlie hemen odanın kapısını kapatıp kilitler, Desmond’un Penelope ile konuşma hayalleri suya düşer. Charlie son hamle olarak eline bir not yazar ve odanın kapısındaki camdan Desmond’a gösterir: “Penelope’un botu değil!”

Jack ve ekibi ilerlemeye devam ederlerken, Claire’in bebeği Aaron, Charlie’nin öldüğünü belli edercesine ağlamaya başlar. Bu sırada Naomi sinyal alır ve telefonu açar, fakat telefondan Danielle’in sürekli tekrar eden mesajı gelir. Danielle radyo kulesine vardıklarını, kuleden kendi mesajını kapatacağını böylece amaçlarına ulaşacaklarını söyler. Radyo kulesine gidip mesajı kapatırlar, Naomi kuleden çıkıp açık havada telefon etmeye koyulur – ancak bir anda sırtından vurulur! John Locke olay yerine varmıştır ve Naomi’yi öldürmüştür. Jack’ten telefon görüşmesini yapmamasını, aksi takdirde onu öldüreceğini söyler, Jack ise bu blöfü yemez ve Locke kararından vazgeçerken Jack telefon görüşmesini yapar; karşı taraftaki kişi hemen kazazedeleri kurtarmak üzere bir ekip yollayacaklarını söyler. Ben ise bütün bu olanları büyük bir hayal kırıklığıyla izler.

Jack’in flashback’inde onu evinde, bir sürü haritada bir yeri saptamaya çalışırken buluruz. Bölümün başından beri telefonla ulaşmaya çalıştığı kişiye ulaşır ve buluşma ayarlar. Buluşmaya gelen kişi Kate’dir! Bu noktada her şey karmaşık gibi görünse de, Jack’in “Geri dönmeliyiz Kate, adaya geri dönmeliyiz” lafı bizleri şok eder: Bu bir flashback değil, bir flashforward’dır ve Jack’le Kate’in adadan kurtulduktan sonra hallerini izlemekte olduğumuzu anlarız. Bölümün başından beri Jack’in adadan kurtulduktan sonraki halini izlediğimizi fark ederiz. Ancak Jack’in aksine, Kate halinden son derece memnundur ve adaya dönmek istememektedir, buluşma yerinden uzaklaşır ve Jack’i tek başına olduğu yerde kalakalmış bir vaziyette bırakırız…

4. SEZONDA LOST’TA BULUŞMAK ÜZERE!!!