“LOST” 3×20 - The Man Behind the Curtain

Yine bir Perşembe günü, yine internet ve torrent aleminde LOST’un yeni bölüm linki dolaşmakta ve yine herkesin dilinde LOST, LOST ve LOST… Farkında mısınız bilmiyorum, ancak LOST sezon finaline yaklaştıkça bombaları ve güzel bölümleri bir bir patlatıyor, eğer ki bu haftaki bölümü seyretmediyseniz yazının devamını okumamanızı tavsiye ederim (spoiler bakımından), ayrıca bir an önce izlemenizi tavsiye ederim!
3×20 “The Man Behind The Curtain” bölümü, diziye 2. sezon yarılarında dahil olan ve 2. sezon finalinde kendisinin Ötekiler’in başı olduğunu öğrendiğimiz gizemli karakter Ben odaklıydı. Evet, Ben-odaklı bir bölümü bu kadar erken beklemiyordum, sezon finali kendisine ayrılır sanıyordum, ancak bu gizemli ve zeki karakterin geçmişini LOST yazarları 45 dakikaya muhteşem bir biçimde sığdırmayı başarmışlar. Bölüm, adını “Oz Büyücüsü”nden alıyor, ki buna John Locke da bölüm içinde değiniyor.
Bu bölüm Ben’in annesinin ormanda doğum yapmasını göstermeyle başlıyor, Ben’in babası da annesinin yanında. Ben erken doğumla dünyaya geliyor, Ben’in babası, yeni doğmuş Ben’i kollarında tutan annesini hemen hastaneye yetiştirmeye çalışıyor - ve burada otoyola çıkıyorlar ki kenardaki “Portland 32″ yazısı bize Ben’in aslında adada doğmadığını gösteriyor. Daha sonra adada, şimdiki zamanda Ben çadırında oturmuş kendisine adadaki ufak bir kızın küçükken vermiş olduğu oyuncağa bakarken, Richard gelip Ben’le teyp hakkında konuşuyor ve Ben, Richard’ın teybi alıp almadığını soruyor, burada Ben’le Richard arasında bir tartışma yaşanıyor, ancak tartışma, Ben’in Tom’la konuşmak üzere çadırından çıkmasıyla bölünüyor ve Ötekiler’ın kampına John Locke’un, sırtında babasının cesedinin bulunduğu çuvalla geldiğini görüyoruz. Locke çuvalı Ben’in önüne bırakıyor ve “Bana her şeyi anlatacaktın ya… En başından başlamaya ne dersin?” diyor ve teaser burada bitiyor.

Sonraki sahnede Locke ve Ben’i Ben’in çadırı içinde görüyoruz, Ben iki ayrı bardağa viski koyuyor ve viskilerden birini Locke’a uzatıyor - ancak Locke’un viskiyle ilgilendiği yok, o bilgi peşinde. Ben, adanın sırlarının hiç de o kadar kolay olmadığını söylüyor ve kendisinin emirleri Jacob adlı kişiden aldığını söylüyor. Locke Ben’e, kendisini Jacob’a götürmesini söylüyor, ancak Ben bunu reddediyor. Locke “Eğer sen götürmezsen Richard götürür” deyince de Ben “Richard seni niye götürsün? Jacob’la ancak ben görüşebilirim!” diyor ve bunu derken de eli titriyor. Locke “Jacob diye biri aslında yok, sen (burada bölüm adına değinme var) sahne arkasındaki adamsın. Oz Büyücüsü. Ve sen bir yalancısın” diyor. Tabii Ben’in kanına dokunan şeylerden biri de, kendisine yalancı denmesi (hatırlarsanız bu yüzden Juliette’le de kavga etmişti 4-5 bölüm önce).
Dharma Initiative’ın adaya gelişini NİHAYET görüyoruz. Bu sahneleri 3 senedir ne kadar sabırsızlıkla beklediğinizi biliyorum ve işte, artık elimizde! Ufak ve Harry Potter gözlüklü Ben, babasıyla adaya geliyor, “Namaste - Dharma Initiative” yazılı tabelanın altındaki kapıdan geçiyorlar, gayet Hawaii’ye gitmişler gibi boyunlarına çiçekli çelenk gibi şeylerden takılıyor. Burada Ben’in babası, Ben’in doğduğu gün onlara yardım eden ve arabasına alan adamla karşılaşıyor. İkisi konuşuyorlar. Bu sırada bizler de etrafı görme şansına erişiyoruz ve her yerde bir sürü Dharma kolisi var, Dharma minibüsleri var. Sonraki sahnede Ben ve babası, Dhama’nın adadaki kayıt kulübesindeler. Ben burada, Dr. Marvin Candle’ın sunuculuğunu yaptığı adayı anlatan videoyu diğer insanlarla birlikte izliyor. Dr. Marvin Candle burada yine Dharma Girişim’in çalışmalarından ve insanlığın iyiliği için çalışmasından bahsediyor, ayrıca Dharma’cıların kalacakları köyün etrafını çevreleyen güvenlik duvarından bahsederek bu duvarın siyah dumanı engellemek için olduğunu söylüyor. Ben’in babası, kayıt yapan kızla, kendisine verilen “Work Man” üniforması yüzünden tartışıyor ve “İşçi mi? Dharma Girişim’in burada dünyayı değiştirecek deneyler yapacağını sanıyordum! Buraya sizin arkanızı süpürmek için gelmedim!” diye azarlıyor. Burada ayrıca Ben, büyük olasılıkla küçüklüğünün ilk aşkıyla tanışıyor ve kız ona bir Apollo bar ikram ediyor.

Adada, sahilde, Sawyer’ı kumsalı gözetlerken buluyoruz. Sayid gelirken Sawyer onu durdurup yanına çağırıyor. Sayid Sawyer’ın halini görüp “Sana ne oldu?” diye soruyor ve Sawyer, Locke beraber olduğunu, ancak Locke’un tekrar Ötekiler’e döndüğünü ve Sayid’in bununla ilgili soru sormamasını çünkü elinde bundan daha önemli bir şey olduğunu söylüyor: Ses kaydı!
Mikhail’i ormanda çılgınca koşarken görüyoruz. Ötekiler’in kampına varıyor ve Ben ona “Senin öldüğünü sanıyordum” diyor, Mikhail de, güvenlik duvarındaki ayarın düşük olduğunu ve bu sayede hayatta kaldığını açıklıyor. Bu sırada Ben’in çadırından Locke çıkıyor ve Mikhail, Locke’u görünce “Onun burada ne işi var? Beni o öldürmeye çalışmıştı!” diye parlıyor. Ben lafı geçiştirerek Mikhail’in nerede olduğunu soruyor, Mikhail de ormanda Locke’un arkadaşlarıyla karşılaştığını ve onların, adaya paraşütle inen yaralı bir kadına yardım etmeye çalıştıklarını söylüyor. Ben bunu duyunca şok geçiriyor, Mikhail Naomi’nin gemisinin adanın kuzeyine yakın bir yerde olduğunu ve Naomi’nin radyo telsizi olduğunu söylüyor. Ben Naomi’nin şimdi nerede olduğunu soruyor, Mikhail de kazazedelerin Naomi’yi kendi kamplarına götürdüğünü söylüyor. Ben, bizimkilerin kampını yarından sonraki gün ziyaret edebileceklerini söylüyor ve Mikhail de “Yarından sonra mı? Şimdi gitmemiz gerek!” diyerek karşı çıkıyor. Burada Locke devreye giriyor ve “Ben seninle gelmeyecek, benimle Jacob’u görmeye gidecek” diyor - ve bir anda bütün gözler Ben’e çevriliyor, Richard olduğu yerde doğruluyor. Ben’in Locke alev saçan gözlerle baktığını görüyoruz. Mikhail, Locke’un söylediğinin doğru olmamasını umut ettiğini söylüyor, Ben de Locke’a dönüp “Bu durumla daha sonra ilgileneceğim” diyor; ancak bizim babayiğit (!) Locke’umuz Mikhail’e girişiyor ve dayak attıktan sonra Ben’e dönüp “Ne zaman yola çıkıyoruz?” diye büyük bir ciddiyetle soruyor.
Sonraki sahnede Ben ve John’u, Jacob’a gitmek üzere ormanın içinde bir nehir kenarında görüyoruz. Ben John’a, Mikhail’i dövmesinin gereksiz olduğunu söylüyor, bu sırada Ben’in kızı olduğunu öğrendiğimiz Alex geliyor ve Ben’e dik dik bakarak John’a silah veriyor ve “Buna ihtiyacın olacak” diyor, sonra da babasına dönüp “Doğum günün kutlu olsun baba…” diyerek uzaklaşıyor.

Ben’in adadaki geçmişine, öğrencilik yıllarına geri dönüyoruz. Burada öğretmen derste, adadaki bir volkandan bahsederek onun patlama olasılığını söylerken bir anda sarsıntılar ve ikaz alarmının çalması ortalığı telaşa veriyor. Bütün öğrenciler sınıfın köşesine pusuyor ve sınıfın penceresinden Dharma üyelerinin ellerinde silahla belli bir noktaya koşuşunu izliyor. Ben’in yanındaki ona aşık olan kız “Korkma. Sadece düşmanlar” diyor ve durumu anlıyoruz. Hemen sonraki sahnede Ben’i evinin yatağında görüyoruz, babası içeriki odada bir adamla konuşuyor ve konuşmaları işitiyoruz. Adam diyor ki: “Uçaktan geri dönüyorduk ve büyük bir patlama duyduk. Sonra olan tek şey sirenin öttüğüydü ve bir çarpışmaya doğru gittik.” Adamın bundan sonraki lafı ise can alıcı: “Bak, yerlilerle birtakım çarpışmalarımız oluyor.” Ben’in babası ise bu yerli vakasından oldukça rahatsız oluyor ve kendisinin böyle bir işe girmek için imza atmadığını söylüyor. Adam ise, Ben’in babasının iş bulmakta zorlandığını ve kendisinin ona yardım ettiğini dile getiriyor. İkisi tartışmaya devam ederken Ben odasına geri dönüyor ve penceresinde ANNESİNİ görüp yere devriliyor. Onun çıkarttığı gürültüye gelen babası, Ben’in yatmak üzere odasına gideceğini söylediğini tembihliyor.
Adada, sahilde Sayid ve Sawyer Juliette’in çadırına geliyorlar ancak onu bulamıyorlar. Arkalarından Kate gelip, Juliette’in Jack’le gittiğini söylüyor ve bunun sebebinin, kendisinin Jack’e Naomi’den bahsetmesinden ötürü olduğunu söylüyor. Sayid Kate’e bunu neden Jack’e söylediğini sorunca, Kate Naomi’nin yaralı olduğunu, Jack’in de doktor olduğunu ve böyle bir durumu bilmesi gerektiğini söylüyor. Sayid Juliette’in nerede olduğunu sorunca Kate bilmediğini söylüyor ve artık bu durumu herkese açıklaması gerektiğini belirtiyor. Sayid yanlarından uzaklaşırken Sawyer’a “Kate’e teybi dinlet” diyor ve Kate şaşırarak Sawyer’a dönüp “Ne teybi?” diye soruyor.

Ötekiler’in kampında Ben hazırlanırken yanında beklemekte olan Locke’a Jacob’dan bahsetmeye devam ediyor ve bunun kolay bir şey olmadığını, Jacob’un son derece gerçek olduğunu ancak kendisine görmeye gitmelerinin onu çok kızdıracağını söylüyor. Ayrıca Jacob’un kendisine gidilen değil, kendisinin başkalarını dizine çağıran bir insan olduğunu ekliyor.
Tekrar Ben’in geçmişine geri dönüyoruz ve onu çocukluk aşkı olan kızla salıncakta otururken buluyoruz. Kız Ben’e doğum günü hediyesi olarak iki tane tahtadan bebek figürü veriyor ve bunlardan birinin Ben’i, birinin de kendisini temsil ettiğini söylüyor. Aralarında kısacık bir konuşma geçiyor ve Ben eve gelince babasını sarhoş, mayışmış halde buluyor. Babasını uyandırıyor ve babası Ben’in hediye paketini görünce “Üzgünüm, doğum günün olduğunu unutmuşum. Aslında bunu kutlamak zor çünkü bugün aslında senin anneni öldürdüğün gün” diyor. Ardından da annesinin çoktan gittiğini, kendisinin adada Ben’le tıkılıp kaldığını söylüyor ve Ben ağlamaya başlıyarak evden hışımla çıkıyor, ormanda koşuyor ve Ötekiler’in köyünü koruyan güvenlik duvarına varıyor, burada duvarın öteki tarafında annesini görüyor ve ona koşmak istiyor, ancak annesi onu durduruyor ve “Henüz zamanı değil” diyor, ardından çalılıkların arasına girerek kayboluyor.

Adada, Ben ve Locke Jacob’a doğru giden yolda devam ediyorlar. Hava karanlık olduğu için fenerlerini kullanıyorlar. Ben yürürken yerde bir şeyin üzerinden geşiyor, Locke yerde barut olduğunu görüyor.
Adanın öteki tarafında, sahilde, herkes toplanmış, Naomi’nin getirdiği haberi tartışıyor. Claire tüm dünyanın onları ölü sandığına inanamıyor. Sayid bunun önemli olmadığını söylüyor ve Claire’le arasında ufak bir tartışma oluyor - ancak Naomi onların tartışmasını bölüyor ve “Siz kurtarılmayı istemiyor musunuz?” diye soruyor. Sayid Naomi’yi güvenlik nedeniyle bir sır olarak sakladıklarını söylüyor, Kate ne güvenliği diye sorunca Sayid Jack’ten korumak için olduğunu söylüyor, ardından da Jack’in Ötekiler’le bir hafta geçirdiğini, ayrıca onlardan birini de kendisiyle birlikte getirdiğini belirtiyor ve ne zaman Juliette’den cevap almaya yeltenseler, Jack’in Juliette’i koruduğunu vurguluyor. Sun Juliette’in kötü biri olmadığını düşündüğünü söylüyor ve Sawyer hemen Juliette’in Sun’ı sağlık ambarına götürdüğünü söylüyor. Sun “Nasıl…?” diye sorarken Sawyer teybi oynatmaya koyuyor ve Juliette’in kayıt ettiği konuşmayı dinletiyor. Bu sırada Jack yanlarına geliyor ve teybi nereden bulduğunu soruyor. Sayid “Neredeydin Jack?” diye sorsa da Jack çok ciddi biçimde “Onu nereden buldun?” diye soruyor Sawyer’a. Sawyer Jack’in kendilerine soru soracak pozisyonda olmadığını söylüyor, aniden Juliette teybin içindeki kasedin ön yüzünün çevrilmesini söylüyor. Bu yüzde Ben’in şu konuşması geçiyor: “Juliette, yarından sonraki gece gelip Sun’ı alacağız, ancak başka örnekler için vakit yok, sen hamile olduğunu düşündüklerinin çadırına işaret koy, biz onları da alırız.” Bunun hemen ardından Juliette Sun’a dönüp “Sağlık ambarında ultrasonda bebeğini gördükten sonra bana yaptırmak istedikleri şeyi Jack’e anlattım” diyor. Sayid “Neden bize anlatmadın?” diye soruyor, burada Jack cevabı müthiş biçimde yapıştırıyor: “Çünkü bu konu hakkında ne yapılması gerektiğine henüz karar vermemiştim.” Ardından da yapmaları gereken bazı şeyler olduğunu söylüyor.

Ben’in geçmişinde onu gündüz vakti ormanda çantasıyla yürürken görüyoruz. Elinde güvenlik duvarının şifresinin (54439) yazdığı kâğıtla gidip şifreyi giriyor ve duvarı etkisiz hale getirip öteki tarafa geçerek ormanda ilerlemeye devam ediyor - ve bir anda ormanda fısıltılar duymaya başlıyor, annesine sesleniyor. Ben’in önünde bir anda Richard beliriveriyor, üstünde eski püskü elbiselerle ve uzun saçıyla ve aynı bugünkü görünümüyle! İkisi arasında Ben’in annesini görmesiyle ilgili konuşma geçiyor ve Ben, Richard’a kendisini de onunla birlikte götürmesini söylüyor, Richard ise sabırlı olmasını belirtiyor.
Adada, Ben ve Locke Jacob’un yaşadığı barakaya varıyorlar. Ben Locke’a fenerini kapatmasını söylüyor, Locke neden diye sorunca da Jacob’un teknolojiyle ilgili Locke’la aynı düşüncede olduğunu söylüyor (Locke da teknolojiyi sevmiyor). Ben bir gaz lambası yakıyor ve Locke’a son defa dönüp “Gerçekten istediğin bu mu? Çünkü geri dönüşü olmayacak” diyor, Locke evet deyince de “Tamam o halde, girelim” diyor ve Jacob’a geldiklerini kapıdan seslenerek kapıyı açıyor. İçeriye giriyorlar, ancak içeride eski bir piyano, piyanonun tepesindeki rafta birkaç içi kırmızı sıvıyla dolu konserve, odadaki bir resim, bir masa ve bir sandalyeden başka hiçbir şey yok. Ben boş sandalyeye gidip konuşmaya başlıyor, aslında olmayan biriyle. Locke bu sırada Ben’in kendisiyle dalga geçtiğini düşünüyor. Ben görünmeyen Jacob’la konuşmaya devam ediyor. Locke Ben’in saçmaladığını söyleyip arkasını dönerek giderken arkasından hırıltılı bir ses “Yardım et…” diyor. Locke dönüp bakıyor ve Ben’e “Ne dedin sen?” diye soruyor, Ben ise hiçbir şey söylemediğini iddia ediyor. Locke sinirlenip fenerini açarak Ben’in yüzüne tutuyor - ve ne oluyorsa bu anda oluyor; barakadaki her şey kırılıp dökülmeye başlıyor, Ben boş sandalyeyi tutup Jacob’la konuşmaya devam ediyor, ancak görünmeyen Jacob onu karşı duvara fırlatıyor. Burada hızlı bir kamera açısıyla Jacob’u GÖRÜYORUZ: yüzünü tam seçemesek de başında tuhaf bir saç veya yarık olan biri, mumya gibi oturuyor sandalyede, konuşmuyor ve Ben’e dönük biçimde oturuyor. Locke bunun hemen ardından barakadan fırlayıp çıkıyor ve Ben de arkasından barakadan çıkarak yanına geliyor. Locke “Neydi bu?” diye soruyor ve Ben “Jacob’du” diye yanıtlıyor.

Sonraki sahnede gündüz vakti Ben’le Locke’u ormanda yürürken görüyoruz. Ben “Orada ne duydun John? Jacob sana ne dedi?” diye soruyor. Locke ise Jacob’un hiçbir şey söylemediğini, Ben’in söylediğini ima ediyor. Ben bu duruma şaşırıyor. Locke önceki gece olanların hepsinin Ben’in bir oyunu olduğunu sanıyor ve “Ayrıca bu yol da geldiğimiz yol” değil diyor. Ben onları başka yoldan götürdüğünü, Locke’a başka bir şey göstermek istediğini söylüyor. Locke’a, bazı yalanlar söylediğini ve bunlardan birinin de adada doğduğu olduğunu söylüyor. Locke ona nereden geldiğini soruyor, Ben de kendisini takip etmesini söylüyor ve yürümeye devam ediyorlar.
Ben’in geçmişine geri dönüyoruz; Ben evinde, üzerinde “Ben - İşçi” yazan bir üniforma giyiyor, görünümü bugünkü görünümüyle aynı, gözünde oval gözlükleri. Elinde, içinde Dharma paketleri olan bir koliyle evden çıkıyor ve evin önündeki Dharma minibüsüne götürüyor, burada Ben’in babasının yaşlandığını, saçlarının döküldüğünü görüyoruz ve Ben’in babası Roger minibüse bira kolileri yüklüyor. Roger, Ben’de bir tuhaflık olduğunu fark ediyor ve bunu soruyor, Ben de o günün kendisinin doğum günü olduğunu ve babasının bunu hatırlayacağını sanarak büyük bir aptallık ettiğini dile getiriyor. Roger, o günkü işlerinin, minibüse yüklenen malzemeleri İnci Ambarı’na taşımak olduğunu söylüyor, ancak Mesa’ya gidip birkaç bira içebileceklerini söylüyor. Tepeliğe gittiklerinde Roger bira içmeye başlıyor ve Ben, babasının gerçekten kendisini suçlayıp suçlamadığını soruyor. Roger buna anlam veremiyor ve Ben, annesinin ölümünün kendi hatası olup olmadığını soruyor. Roger, Ben’in saatini kontrol etmesini fark ediyor ve “Saatine niye bakıyorsun? Bir randevun mu var?” diye soruyor. Kısa bir sessizlik oluyor ve Roger “Eğer bu seni mutlu edecekse, önümüzdeki yıl doğum gününü hatırlamaya çalışırım” diyor. Ben ise böyle bir şeyin olmayacağını söylüyor ve babası şaşırıyor. Ben açıklamaya girişiyor ve yıllardır babasının kendisine olan tavrını çektiğini, bunun çok büyük bir sabır gerektirdiğini, ancak artık buna gereğinin olmadığını söylüyor ve babasına veda ederek çantasından gaz maskesi ve “purge” dediğimiz ilacı aynı gaz bombası gibi çıkartıp pimini çekiyor. Kendisi yüzüne maskesini taktığı için babası Roger öksürmeye başlıyor ve babasının burnundan kan geliyor, bir süre sonra ise ölüyor. Ardından Ben, yüzünde hâlâ maskesiyle Ötekiler’in köyüne geliyor ve HERKES ÖLMÜŞ! Babasına iş olanağı sağlayan adam bile. Birden ortaya Ben’in birlikte iş yaptığı grup çıkıyor - yani bugünkü ÖTEKİLER - ve içlerinden biri maskesini çıkartıyor: Richard. Richard Ben’e, babasının cesedini getirmelerini isteyip istemediğini soruyor, Ben ise onu orada bırakabileceklerini söylüyor, bu da Ben’in artık babasından gerçekten ne kadar nefret ettiğini gösteriyor.

Adada, Ben ve Locke, ölen Dharma üyelerinin cesetlerinin bulunduğu bir çukurluğa gidiyorlar. Ben cesetleri göstererek “Burası benim geldiğim yer John” diyor ve Dharma’nın adaya, uyum aramak için geldiğini, ancak adanın esas yerlileriyle bir arada bile olamadıklarını söylüyor. Ayrıca iki gruptan biri gitmeliydi diyor, biri temizlenmeliydi, ve Ben kendisinin yapması gereken şeyi yaptığını vurguluyor. “Ben bu hendektekiler gibi olmamayı seçecek kadar zeki insanların arasındaydım” diye ekliyor ve bunun kendisini, Locke’dan daha zeki kıldığını söylüyor. Locke bir anda olayı anlayıp silahını çekerek arkasını dönüyor - ancak ÇOK GEÇ ve Ben onu vuruyor! Locke hendeğe düştükten sonra göbeğine isabet eden kurşuna bakıyor. Ben “Jacob sana ne söyledi?” diye soruyor, Locke ise Ben’in neden bunu yaptığını soruyor ve Ben, Locke’un Jacob’u duyduğunu söylüyor. Ben’in Jacob’un Locke’a ne dediğine ihtiyacı var. Locke “Yardım et…” diyor, Ben silahını doğrultup “John” diyerek Locke’u tehdit ediyor, ancak Locke onu durdurarak “Jacob bana dedi ki; yardım et…” diyor. Ardından Ben bir an alay eder gibi bir ses çıkartıyor ve “Kesinlikle umuyorum ki Jacob sana yardım eder John” diyerek oradan ayrılıyor. Locke’u hendekte, öteki cesetlerle görüyoruz ve–SON!!!

Sürpriz Yumurtalar
Adaya yeni gelmiş kişiler Dharma’nın kayıt bürosundaki videoda da görünüyorlar.

Jacob’un evinin duvarındaki köpek resmi. The Man from Tallahassee’de de bir hamster resmi görmüştük. Nedir bu resimlerin gizemi ileride göreceğiz.

Adaya gelenleri karşılayan grupta yer alan Casey’nin üniformasında “Gemologist” yazıyor. Yani değerli taş uzmanı. Birçok özelliğinin yanında adada değerli taşlar da çıkıyor olabilir.

Promo
İşte önümüzdeki haftanın, yani 3×21 “Greatest Hits” bölümünün promo’su:
video://www.youtube.com/watch?v=dGtxebiXMzg
Admin notu: Yakın zamanda sitemizde çeşitli değişikliklere gidilecektir. Bu değişiklikler arasında dizilerin bölüm özetlerini yayınlama da olacak. Bu konuda neler düşündüğünüzü, iyi olup olmayacağı hakkında fikirlerinizi yorum olarak yazarsanız çok seviniriz. Saygılar.
Etiketler: 320, 3x20, abc, Özet, bölüm-özeti, john-locke, LOST, lost.s03e20, recap, the-man-behind-the-curtain
« Önceki yazı | “Veronica Mars” İptal Edilmeyecek ‘Gibi’
Yahoo! TV’den 2006-2007′nin En İyileri | Sonraki yazı »
Yorumlar
Yorum Sayfaları: « 1 [2] Show All
Yorum yaz
Yorum yazabilmek için sitemize üye olmanız, eğer üyeyseniz üye girişi yapmanız gerekmektedir. Sitemize üyelik ücretsizdir.





Kid_A
12 May 2007-09:59 |
Valla artık kim adaya önceden gelmiş, kim zaten adadaymış, kim değilmiş her şey arap saçına döndü kesin bir şey yok. Dharma’nın adaya ilk defa gelip gelmediğini bırakın, Richard’ın önderliğindeki Ötekiler adaya ne zaman gelmişler? Nasıl gelmişler? Onların amaçları ne? Ben bunlara da cevap arıyorum. :D