
“LOST” finalinin bir gün sonrasında televizyon tarihinin en önemli yapımlarından biri olan “24“e de veda ettik. Evet, 8 sezon ve 9 yılın ardından gerçek zamanlı hikaye akışıyla televizyon dizilerine farklı bir soluk getiren “24” de bitti. Bir CTU ajanı olan Jack Bauer ve ekip arkadaşları, 8 “gün” boyunca ülkelerine karşı tehditleri engelledi. Kimyasal, nükleer ve biyolojik her türlü kitle imha silahı tehdidi yaşandı. Başkanlar öldürüldü, savaşlar çıktı, başkanlar ülkelerine ihanet etti, dostlar kaybedildi, aşklar kaybedildi. Kimi zaman en yakında olan isimlerin birer hain olduğu ortaya çıktı. Olabilecek ve olması gereken her şey “24“te yaşandı. Ve ne yazık ki nihayete gelindi.
Her bölümün başlangıcındaki “Previously on 24″ lafı ve “The following takes places…” yazısı, ara ara beliren ve heyecanı arttıran saat, Jack Bauer’in klişe lafları, Chole’nin tavırları, Palmer’ın karizması, Kim’in uyuzlukları… vs. Bu diziyle ilgili aklımda kalacak o kadar çok şey var ki.
Kendi adıma beni yabancı dizi izlemeye alıştıran (dile kolay, ben izlemeye başlayalı 8 sene oluyor) “24“ün arkasındaki ekibe ve tüm oyunculara teşekkür ediyorum. Her ne kadar kimi sezonlar bekleneni veremese de büyük çerçeveden bakınca “24” benim için çok özel ve yeri doldurulamaz bir dizi olarak kalacak. Jack Bauer’e, Chole O’Brien’a, Tony Almeida’ya, Michelle Dessler’a, George Mason’a, Kim Bauer’e, David Palmer’a, Sherry Palmer’a, Nina Myers’a, Mike Novick’e, Aaron Pierce’e, Bill Buchanan’a, Audrey Raines’e, Ryan Chappelle’e, Charles Logan’a, Edgar Stiles’a, Renee Walker’a ve adını sayamadığım tüm karakterlere bize yaşatıkları heyecan, öfke ve mutluluk için gönülden teşekkürler.
00:00:03
00:00:02
00:00:01
00:00:00…